top of page

Tüm Gönderiler


Gölgeyi Geçerken
Bir vakit sandım ki hayat, yüksek bir kürsüden yapılan nutuktur; oysa bir çocuğun cebinde unuttuğu kırık bir düğmeymiş zaman. Ben o düğmeyi aradım yıllarca ceplerimde delikler açarak. Kâh bir şehrin taşına sordum, kâh rüzgârın eğilmiş boynuna. Dedim ki: “Ey devran, benden ne istersin?” Devran sustu. Sükûtun içinden bir ses geçti yalnız: “Sen, kendinden ne istiyorsun?” İşte o vakit anladım — insan Tanrı’ya değil, kendi gölgesine yalvarır. Bir yanım küheylan gibi şahlandı, bir

Murat Akdoğan
21 Şub2 dakikada okunur


Bütün İnsan
Ben yalnızca edeple var olamam, kirimle de buradayım— ellerim nasır, dilim günah, kalbim secdeye yatkın ama dizlerim isyanda. Bir ahlak aynasında yüzümü tanıyamadım, çünkü bana hep tek yüz gösterdiler; oysa ben, gecenin alnına sürülmüş karayım, gündüzün utancını taşıyan. Dua ettim, duam yarım kaldı; küfre sığındım, küfür de beni tamamlamadı. Arada kaldım— tam da insanın durduğu yerde. Bana “sus” dediler, sustum; içim daha yüksek sesle konuştu. Bana “terbiye” dediler, eğildim;

Murat Akdoğan
21 Şub1 dakikada okunur


Öz
Bir cümleye tutunmuştum eskiden, yarım kalmış bir duaya. Ne bilgelik taslıyordum ne de karanlığı övüyordum. Sadece kırık bir bardaktan su içiyordum ve şükrediyordum hâlâ susayabildiğime. Kalbim aceleciydi, ellerim masum. Dünya çok büyüktü ben küçücük bir “tamam”dım. Birini sevince kelimeler yetmez sanırdım, susmayı öğrenmezdim. Bakışlarım yazardı şiiri, dilim sadece imzalardı. Şimdi dönüp bakınca o ilk hâlime, şunu görüyorum: İnsan en doğru şeyi hiç bilmediği zaman söylüyor.

Murat Akdoğan
20 Şub1 dakikada okunur
bottom of page
