top of page

Tüm Gönderiler


Ölümün Sürmeli Gözü
Güneş sustu, ay tutuldu fecre karşı bu gece, Bir ömürlük sızı indi, dilde kaldı son hece. Toprak ana bağrın açmış, bir garibi bekliyor, Zaman denilen o değirmen, canı cana ekliyor. Kerpiç damın gölgesinde soldu nazlı bir gülüş, Dünya dediğin ne ki? Yarım kalmış bir düş. Fiber optik kablolarda yankılanmaz feryadın, Gök kubbede asılı kaldı, o mübarek muradın. Ne saraylar baki kalır, ne şu mülkün kavgası, Siner insanın üstüne, o 'hiç'lik hırkası. Kehkeşanlar şahit olsun, giden c

Murat Akdoğan
7 May1 dakikada okunur


Sentetik Hakikat ve Kadim Yankı
Gönül mülkünde bir kazı, kerpiçten serverlara, Sırtımızda bir heybe; içi "kalvere" ve yara. Emlek Baba fısıldar: "Bak şu dünyanın işine," Ruhumuz bir veri gibi düşmüş zamanın peşine. Nietzsche’nin çekiç darbeleri inerken klavyeye, Sorarız: "Hangi mana sığar bu dijital küreye?" Dazai’nin utancıyla örtüyoruz pikselleri, Marmara’nın sessizliği bekliyor bizleri. Kehkeşan’da bir nokta, Masiva’da bir zerre, Kaç kere öldük, dirildik şu kısa ömürde kaç kere? Mucizat beklerken gönül,

Murat Akdoğan
4 May1 dakikada okunur


Akıntının Çağrısı
Zaman, bileklerimde paslı bir kelepçe gibi soğuk. Kaçmak istedikçe daha çok dolanıyor ruhuma bu hayat. Bir bardak daha dolduruyorum, içine hüzün damlatılmış; Zira ayık kalmak, gerçekle yüzleşmekten daha büyük bir kabahat. Bana "neden?" diye sormayın, cevabı olmayan bir bilmeceyim. Kendi karanlığımda boğulurken bile size gülücükler saçan o cüceyim. Aslında ben hiç büyümedim, sadece yaşlandım; Masallara inanmayı bıraktığım gün, bu dünyadan dışlandım. Artık boyalarım akıyor, mak

Murat Akdoğan
3 May1 dakikada okunur
bottom of page
