top of page

Ölümün Sürmeli Gözü

Güncelleme tarihi: 8 May



Güneş sustu, ay tutuldu fecre karşı bu gece,

Bir ömürlük sızı indi, dilde kaldı son hece.

Toprak ana bağrın açmış, bir garibi bekliyor,

Zaman denilen o değirmen, canı cana ekliyor.


Kerpiç damın gölgesinde soldu nazlı bir gülüş,

Dünya dediğin ne ki? Yarım kalmış bir düş.

Fiber optik kablolarda yankılanmaz feryadın,

Gök kubbede asılı kaldı, o mübarek muradın.


Ne saraylar baki kalır, ne şu mülkün kavgası,

Siner insanın üstüne, o 'hiç'lik hırkası.

Kehkeşanlar şahit olsun, giden canın izine,

Sürme çekmişler ölümün, o kapkara gözüne.


Kervan geçti, izi kaldı tozlu yollar üstünde,

Bir emanet can idi, uçtu kollar üstünde.

Ne ses verir mermerler, ne teselli bin kelâm,

Gidenden geriye kalan; yarım, mahzun bir selâm.


Yedi kat yerin altı, bir serin uyku yeri,

Dönen yok ki anlatsın, o muazzam seferi.

Silindi ekranlardan o en parlak suretin,

Şimdi aslına rücu etti, o eşsiz mahiyetin.


Gök yarıldı sanki, bir yıldız düştü engine,

Kimse akıl erdiremez feleğin şu cengine.

Derviş postunu sermiş, eşikte bekler ölümü,

Dalından koparmışlar o en taze gülümü.


Gömün beni bozkırın o en dertsiz yerine,

Dokunmasın dünya yükü, ruhumun cevherine.

Kaldırın perdeleri, Mavera görünsün tam,

Işıklarla bezensin, bu en uzun, son akşam.


Sır kapısı aralandı, mühürlendi diller,

Suskunluğun dilinden anlar ancak gönüller.

Bir avuç toprak olup karışınca öze,

Hacet kalmaz artık ne kelâma ne söze.









Yorumlar


bottom of page