Akıntının Çağrısı
- Murat Akdoğan

- 3 May
- 1 dakikada okunur

Zaman, bileklerimde paslı bir kelepçe gibi soğuk.
Kaçmak istedikçe daha çok dolanıyor ruhuma bu hayat.
Bir bardak daha dolduruyorum, içine hüzün damlatılmış;
Zira ayık kalmak, gerçekle yüzleşmekten daha büyük bir kabahat.
Bana "neden?" diye sormayın, cevabı olmayan bir bilmeceyim.
Kendi karanlığımda boğulurken bile size gülücükler saçan o cüceyim.
Aslında ben hiç büyümedim, sadece yaşlandım;
Masallara inanmayı bıraktığım gün, bu dünyadan dışlandım.
Artık boyalarım akıyor, makyajım dökülüyor yere,
Gerçek yüzüm, o korkunç boşluk çıkıyor sefere.
Artık saklanacak bir yalan, sığınılacak bir şaka kalmadı;
Bu palyaço, kendi oyununda boğulmayı seçti, zamanı doldu.
En nihayetinde kendi kendinden yoruldu.
Nehir pırıldıyor uzaktan, siyah bir ipek şerit misali,
Su, tüm kirli anıları yıkayıp götürecek kadar adil.
Bir çift ayakkabı bırakıyorum kıyıda, içine geçmişimi sığdırıp,
Kendimi sonsuz bir uykuya bırakıyorum, insanlıktan sıyrılıp.
Artık ne utanç var, ne maske, ne de o bitmek bilmeyen sancı.
Sadece suyun serinliği ve nihayet susan o gürültülü yabancı.





Yorumlar