Gölgeyi Geçerken
- Murat Akdoğan

- 21 Şub
- 2 dakikada okunur

Bir vakit sandım ki
hayat, yüksek bir kürsüden yapılan nutuktur; oysa
bir çocuğun cebinde unuttuğu kırık bir düğmeymiş zaman.
Ben o düğmeyi aradım yıllarca
ceplerimde delikler açarak.
Kâh bir şehrin taşına sordum,
kâh rüzgârın eğilmiş boynuna.
Dedim ki:
“Ey devran, benden ne istersin?”
Devran sustu.
Sükûtun içinden bir ses geçti yalnız:
“Sen, kendinden ne istiyorsun?”
İşte o vakit anladım —
insan Tanrı’ya değil,
kendi gölgesine yalvarır.
Bir yanım küheylan gibi şahlandı,
bir yanım çamura saplandı.
Ne tam bir fatih oldum
ne de mağlubiyetin sükûtuna gömüldüm.
Arada kaldım.
Arada olmak, meğer en çetin imtihanmış.
Ne tamamen yanmak,
ne tamamen sönmek…
Bir köz gibi,
içten içe kızarmak.
Ve kimse bilmezken
kendi külünü avuçlamak.
Ey ömür,
sen ne tuhaf bir misafirsin.
Ne gelişin haberli,
ne gidişin vedalı.
Bir sabah yüzüme ışık sürersin,
bir akşam içime zifir.
Ben her ikisine de
“Hoş geldin” demeyi öğrendim artık.
Çünkü öğrendim:
Gelen de benim,
giden de.
Bir zamanlar
her şeyi düzeltmek isterdim.
Kırılanı onarmak,
gidenleri döndürmek,
geçmişi başka bir renge boyamak…
Şimdi biliyorum,
geçmiş bir aynadır;
fazla silersen
kendi yüzünü de silersin.
O yüzden bıraktım.
Geceleri kendime mektuplar yazdım.
“Muhterem kalbim,” diye başladım birine,
“Bu kadar incinmeye değdi mi?”
Kalbim cevap vermedi.
Ama sabaha kadar attı.
Anladım ki
bazı cevaplar kelime değildir;
devam etmektir.
Devam etmek,
en büyük cesaretmiş.
Bir bardak suyun şükrü,
bir dostun omzuna değen el,
bir annenin gözündeki dua…
Bunlar olmasa
şiir de eksik,
insan da.
Kırıldım da fakat taşlaşmak istemedim.
Çünkü taş olmak kolay,
insan kalmak müşkül.
Ve ben
zor olanı seçtim.
Şimdi bakıyorum da
bunca hengâme,
bunca yangın,
bunca gidiş geliş…
Hepsi
beni bana getirmek için.
Yol sandığım
ayna imiş.
Düşman sandığım
öğretmen.
Kaybettim sandığım
fazlalık.
Kazandım sandığım
imtihan.
Ey hayat,
artık senden korkmuyorum.
Ne getirirsen getir,
içimde bir yer
sükûnetle karşılayacak seni.
Çünkü öğrendim:
İnsan,
başına gelenle değil
ona verdiği mânâ ile büyür.
Ve ben
mânâyı seçtim.
Yanarak değil,
yanmayı anlayarak.
Kırılarak değil,
kırılmanın sesini dinleyerek.
Artık biliyorum:
Her insan
kendi kalbine çıkan yolda
hem yolcu
hem menzildir.
Ben yürümeye razıyım.
Yol uzunsa
şiir olur.
Yol çetinse
insan olur.
Ve ben
nihayet
insan olmaya niyet ettim.





Yorumlar