top of page

Gölgeyi Geçerken








Bir vakit sandım ki

hayat, yüksek bir kürsüden yapılan nutuktur; oysa

bir çocuğun cebinde unuttuğu kırık bir düğmeymiş zaman.

Ben o düğmeyi aradım yıllarca

ceplerimde delikler açarak.

Kâh bir şehrin taşına sordum,

kâh rüzgârın eğilmiş boynuna.

Dedim ki:

“Ey devran, benden ne istersin?”

Devran sustu.

Sükûtun içinden bir ses geçti yalnız:

“Sen, kendinden ne istiyorsun?”

İşte o vakit anladım —

insan Tanrı’ya değil,

kendi gölgesine yalvarır.

Bir yanım küheylan gibi şahlandı,

bir yanım çamura saplandı.

Ne tam bir fatih oldum

ne de mağlubiyetin sükûtuna gömüldüm.

Arada kaldım.

Arada olmak, meğer en çetin imtihanmış.

Ne tamamen yanmak,

ne tamamen sönmek…

Bir köz gibi,

içten içe kızarmak.

Ve kimse bilmezken

kendi külünü avuçlamak.

Ey ömür,

sen ne tuhaf bir misafirsin.

Ne gelişin haberli,

ne gidişin vedalı.

Bir sabah yüzüme ışık sürersin,

bir akşam içime zifir.

Ben her ikisine de

“Hoş geldin” demeyi öğrendim artık.

Çünkü öğrendim:

Gelen de benim,

giden de.

Bir zamanlar

her şeyi düzeltmek isterdim.

Kırılanı onarmak,

gidenleri döndürmek,

geçmişi başka bir renge boyamak…

Şimdi biliyorum,

geçmiş bir aynadır;

fazla silersen

kendi yüzünü de silersin.

O yüzden bıraktım.

Geceleri kendime mektuplar yazdım.

“Muhterem kalbim,” diye başladım birine,

“Bu kadar incinmeye değdi mi?”

Kalbim cevap vermedi.

Ama sabaha kadar attı.

Anladım ki

bazı cevaplar kelime değildir;

devam etmektir.

Devam etmek,

en büyük cesaretmiş.

Bir bardak suyun şükrü,

bir dostun omzuna değen el,

bir annenin gözündeki dua…

Bunlar olmasa

şiir de eksik,

insan da.

Kırıldım da fakat taşlaşmak istemedim.

Çünkü taş olmak kolay,

insan kalmak müşkül.

Ve ben

zor olanı seçtim.

Şimdi bakıyorum da

bunca hengâme,

bunca yangın,

bunca gidiş geliş…

Hepsi

beni bana getirmek için.

Yol sandığım

ayna imiş.

Düşman sandığım

öğretmen.

Kaybettim sandığım

fazlalık.

Kazandım sandığım

imtihan.

Ey hayat,

artık senden korkmuyorum.

Ne getirirsen getir,

içimde bir yer

sükûnetle karşılayacak seni.

Çünkü öğrendim:

İnsan,

başına gelenle değil

ona verdiği mânâ ile büyür.

Ve ben

mânâyı seçtim.

Yanarak değil,

yanmayı anlayarak.

Kırılarak değil,

kırılmanın sesini dinleyerek.

Artık biliyorum:

Her insan

kendi kalbine çıkan yolda

hem yolcu

hem menzildir.

Ben yürümeye razıyım.

Yol uzunsa

şiir olur.

Yol çetinse

insan olur.

Ve ben

nihayet

insan olmaya niyet ettim.

Yorumlar


bottom of page