top of page

Tüm Gönderiler


Kül Ve Kıyam
Bir yanım sabırdır, bir yanım isyan. Kalbim iki uçurum arasında salınan bir mihrap. Ey ömür, sen ne müşkül bir imtihansın. Ne zaman “tamam” desem içimde bir yangın başlar yeniden. Ben ki kendi nefsine yenilmiş mağrur bir askerim; harbim görünmez, yenilgim alkışsız. Gece omzuma çöker zifiri bir kefen gibi. Lâkin bilirim — karanlık da Hakk’ın bir ismidir ışığı göstermek için var kılınmış. Küllerimden utanmam artık. Her yanış bir tasfiye, her düşüş bir arınış. Kıyam sandığım şey

Murat Akdoğan
13 Şub1 dakikada okunur


Rüzgara Yazılan
Bir gün adımı rüzgâra söyledim, taşısın diye değil — silsin diye. Çünkü insan kendi isminin ağırlığını taşır omzunda; her harf bir hatıra, her hece bir mesuliyet. Ey kalbim, ne çok ihtimalle yaralandın. Ne çok “belki”nin içinde kanadın. Oysa hayat, katı bir hüküm değil; akıp giden bir nehirdir. Tutmak istedikçe bulanır, bıraktıkça berraklaşır. Bir gece yıldızlara baktım, hepsi yerli yerinde; bir tek ben dağınık. Demek ki kaybolan gök değilmiş, istikametimmiş. Sonra anladım: İ

Murat Akdoğan
13 Şub1 dakikada okunur


Kırık Pusula
Bir şehrin alnına yazılmışım sanki, mukadder bir gölge gibi betonların arasında dolaşırım. Cebimde yarım kalmış dualar, dilimde paslı bir şarkı: “Her şey geçer” derler — lâkin geçmeyen biziz. Akşam, karanlığı omzuma atar da yürürüm kaldırımların sükûtunda. Bir neon ışığı titrer gözümde, bir umut zifiriyle kavgalı. Ey hayat, sen hem zehir hem tiryak, hem derman hem hicran. Bir elin şefkat, bir elin yangın. Ben ki kırık pusulaların talihsiz yolcusu, istikamet bilmem; fakat bili

Murat Akdoğan
13 Şub1 dakikada okunur
bottom of page
