Siber-Gurbet ve Kadim Avaz
- Murat Akdoğan

- 29 Nis
- 2 dakikada okunur

Ulu bir rüyanın eşiğinde durdum,
Bir yanım kerpiç duvar, bir yanım çelikten örgü.
Zamanın nabzını metalik bir saatte vurdum,
Eski bir türküden sızdı bugün taze bir yergi.
Ne turna selamı kaldı, ne saba yeli dostum,
Sinyaller arasında kayboldu gönüldeki sargı.
Gökten fiber kablolar iner, sanki gökkuşağı,
Toprak yorgun, asfaltın altında can çekişir kök.
Eskiden bir selamla ısınırken gönül ocağı,
Şimdi uydulardan yağıyor başımıza binlerce yük.
Akıl bir labirentte, şaşırmış solunu sağını,
İnsan dedikleri bu boşlukta hem küçük hem büyük.
Makamlar değişti ama dert aynı derdin özü,
Sazın teknesine dolmuş bin yıllık kederin tozu.
Eskiden dervişin nuruyla aydınlanırdı yüzü,
Şimdi ekranın soğuk ışığı kör ediyor gözü.
Hakikat dediğin bir veri yığınına mı gömüldü?
Kelimeler yorgun, manasız kaldı sevda sözü.
Göçebe ruhum bir server odasında hapis,
Sesler dijital, nefesler suni, bakışlar hapis.
Kadim bir hikmet ararken, karşımda kirli bir akis,
Piksellere bölündü o eski, o safi meclis.
Bağlamanın teline vursam, elektrik çarpıyor,
Ruhumun frekansı bu çağda hep yanlış tartıyor.
Aşk bir algoritma olmuş, sevda bir kısa devre,
Gönül kapıları kilitli, bakmıyoruz hiç çevre.
İnsan kendi eliyle kurduğu bu demir devire,
Kurban ediyor kendini, dönüyor ters bir devri.
Ne Mecnun'un çölü var artık, ne Ferhat'ın dağı,
Bir simülasyon içinde örüldü hayatın ağı.
Yedi kat yerin altından sızan o sese kulak ver,
Hâlâ bir yerlerde çarpar o kadim, o hür yürek.
Şehirler beton birer dev, her yer mermer ve yer,
Oysa bize bir avuç toprak, bir parça huzur gerek.
Yapay zekâlar yazarken kaderin kara hattını,
Unuttuk biz atların o rüzgâr gibi giden naltını.
Işıklar sönünce geriye kalan sadece o boşluk,
Gürültü bitince başlar o sonsuz sarhoşluk.
Ne altın, ne gümüş, ne de bu teknolojik hoşluk,
Kurtarmaz bizi, içimizde büyürken bu loşluk.
Hakikat sükûttadır, bir mızrabın sessiz vuruşunda,
Eski bir abdalın o duru, o vakur duruşunda.
Söz bitsin burada, mana kalsın derin izlerde,
Gerçek bir yangın başlasın bu sönük dizlerde.
Ne modern çağın hızı, ne yalan var bizlerde,
Yine bir özlem uyanır o tozlu dehlizlerde.
Güneş doğar elbet, çiplerin ve devrelerin ötesinden,
Bir ses yükselir ansızın, toprağın ta sinesinden.





Yorumlar