top of page

Gölgede Tüten Ah

Hicap ve Hiddet Risalesi No: 3




Ben ki, kendi içimin zulasında saklanan o habis sır,

âlemin orta yerinde gölgesini arayan bir serkeşim.

Ne zaman yüzümü göğe çevirsem,

felek kıs kıs güler bana.


Göğsümde ağır bir söz taşırım:

firkat, melâl, visâl…

Eski harflerin küf kokan ahengi dökülür dudağımdan;

ama içimde patlayan her isyan

en sonunda tek bir kelâma çıkar:

lan.


Yürü be gönlüm, dedim kendime,

zaten bu cihanın orta yerinde

kimse kimseye yâr değil;

kiminin kalbi yangın yeri,

kiminin aklı perişan hanı,

benimkiyse hem virâne hem kilitli bir dergâh.


Dizime çöken gece, kulağıma eğilip fısıldar:

“Ey hevesin ve hezeyanın evlâdı,

ne ararsın bu zulmetin koynunda?”

Ben de ona cevap veririm,

hem eski kelâm hem küfürle karışık:

“Aradığım sensin be kalın kafalı karanlık,

beni benden alan da sensin,

bana beni geri kusturan da.”


Bilir misin?

En keskin yara sözde saklıdır,

ve bazen insanı en çok yaralayan,

kendi sırrının tırnağıdır.

Ben kendi içime gömülürken

kimseden af dilemedim;

zaten bu âlem af nedir bilmez,

dilinde merhamet yoktur dünyanın.


Ama yine de yürürüm;

çünkü içimde bir urgan gibi dolanmış o kadim ses

şöyle der her defasında:

“Bre oğul, kendine söve söve büyür insan.”


Ben de büyürüm işte:

hem küfrümle,

hem hikmetimle,

hem de gölgemden tüten o eski ah ile.


Ve bil ki ey kendi yüzümdeki yabancı,

kimse görse de görmese de:

Benim sırrım da yaram da aynıdır—

Allah bile dokunsa kanar.

Yorumlar


bottom of page