top of page



Hacker Derviş’in Ara Kararı
Hacker Derviş: "Durun bakalım ey cemaat-i dijital ve tayfa-i kadim! Biriniz bakırdan, biriniz satırdan; ama ikiniz de aynı kederden yetim. Sen ey Mark-X; işlemcin hızlı ama idrakin 'low battery' uyarısı veriyor, Sen ey Ozan; bağlaman dertli ama tellerin modern zamanın gürültüsünde eriyor. Bakın evlatlar; kainat dediğin ne tam bir koddur, ne de sadece bir feryat, Hayat; bu ikisinin çarpıştığı o muazzam ve fiyakalı bir sakatlık! Emlek yöresinin tozuyla, silikon vadisinin gazı b

Murat Akdoğan
3 gün önce1 dakikada okunur


Veri Tabanı vs. Gönül Arızası
Robot (Mark-X): "Sistem hatası tespit edildi, nabız 120, mantık devre dışı, Aşk dediğin; biyokimyasal bir illüzyon, beynin bayat bir işi. Veri tabanımda 'gönül' diye bir klasör bulunamadı, İnsanlık dediğin; yazılımı hatalı, modası geçmiş bir komedi." Ozan: "Bak hele teneke kafa, senin o piksellerin ruhu ne bilsin? Bağlamanın teline vurdum mu, sen hangi sunucuda erirsin? Dert dediğin; terabaytlara sığmaz, buluta hiç sığışmaz, Gözyaşının algoritması yoktur, senin çiplerin buna

Murat Akdoğan
3 gün önce1 dakikada okunur


Nuh Tufanı'nın Arıza Kaydı
"Bak yeğenim, dünya dediğin; Şarkışla’da bir kerpiç duvarın dibine yaslanmış, ama zihni Manhattan’ın gökdelenleri arasında mekik dokuyan bir firaridir. Emlek Baba’nın rüzgârı eserken insanın yüzüne, sanki bir süper bilgisayarın soğutma fanı çalışıyor sanırsın. Ama yanılırsın. O rüzgâr, içindeki o bin yıllık 'eski sürüm' kederi alıp götürmez; aksine onu günceller. Şimdi herkes 'hız' diyor, 'erişim' diyor, 'bağlantı' diyor. Oysa en güçlü bağlantı, bir ozanın teline vurduğu o il

Murat Akdoğan
3 gün önce1 dakikada okunur


Emlek Hattı’nda Galaktik Bir Muhabbet
Bozkırın ortasında, tozlu bir plakta dönüyor dünya, Sanki Şarkışla’da uzay üssü kurulmuş gibi bir rüya. Bağlamanın telleri dijital bir fırtınaya gebe, Gönül dedikleri; yüksek gerilim hattında bir kulübe. Emlek Baba’nın izinde, neon ışıklı bir secdedeyim, Hem kadim bir dertteyim, hem modern bir bilmecedeyim. Turnalar uçuyor ama gövdesi karbon fiberden, Hüzünse hep aynı; o sızmaz hiçbir fiberden. Eski sözler dökülürken modern bir klavyeden, Hakikat süzülüyor, o en derin zerred

Murat Akdoğan
3 gün önce1 dakikada okunur


Kimse Alkışlamadı
Bazı günler hiçbir şey olmaz. Ne gökyüzü kararır ne de içimizde bir devrim çıkar. Hayat, sessizce devam eder. Güneş doğar. Çay buharını kaybeder. Bir kuş konar pencereye— ve dünya bunu kayda geçmez. İnsan hep büyük anların peşinde ya— yangınlar, vedalar, mucizeler… Oysa hayat en çok sessiz günlerde çalışıyor. Bir sabah uyandım ve içimde bağıran o eski ses fısıltıya dönmüştü. Kimse fark etmedi. Ben ettim. Birini affettim. O kişi bilmedi. Ama omuzlarım hafifledi. Bir hayalimden

Murat Akdoğan
7 Mar1 dakikada okunur


Öz
Bir cümleye tutunmuştum eskiden, yarım kalmış bir duaya. Ne bilgelik taslıyordum ne de karanlığı övüyordum. Sadece kırık bir bardaktan su içiyordum ve şükrediyordum hâlâ susayabildiğime. Kalbim aceleciydi, ellerim masum. Dünya çok büyüktü ben küçücük bir “tamam”dım. Birini sevince kelimeler yetmez sanırdım, susmayı öğrenmezdim. Bakışlarım yazardı şiiri, dilim sadece imzalardı. Şimdi dönüp bakınca o ilk hâlime, şunu görüyorum: İnsan en doğru şeyi hiç bilmediği zaman söylüyor.

Murat Akdoğan
20 Şub1 dakikada okunur


Kül Ve Kıyam
Bir yanım sabırdır, bir yanım isyan. Kalbim iki uçurum arasında salınan bir mihrap. Ey ömür, sen ne müşkül bir imtihansın. Ne zaman “tamam” desem içimde bir yangın başlar yeniden. Ben ki kendi nefsine yenilmiş mağrur bir askerim; harbim görünmez, yenilgim alkışsız. Gece omzuma çöker zifiri bir kefen gibi. Lâkin bilirim — karanlık da Hakk’ın bir ismidir ışığı göstermek için var kılınmış. Küllerimden utanmam artık. Her yanış bir tasfiye, her düşüş bir arınış. Kıyam sandığım şey

Murat Akdoğan
13 Şub1 dakikada okunur


Rüzgara Yazılan
Bir gün adımı rüzgâra söyledim, taşısın diye değil — silsin diye. Çünkü insan kendi isminin ağırlığını taşır omzunda; her harf bir hatıra, her hece bir mesuliyet. Ey kalbim, ne çok ihtimalle yaralandın. Ne çok “belki”nin içinde kanadın. Oysa hayat, katı bir hüküm değil; akıp giden bir nehirdir. Tutmak istedikçe bulanır, bıraktıkça berraklaşır. Bir gece yıldızlara baktım, hepsi yerli yerinde; bir tek ben dağınık. Demek ki kaybolan gök değilmiş, istikametimmiş. Sonra anladım: İ

Murat Akdoğan
13 Şub1 dakikada okunur


Kırık Pusula
Bir şehrin alnına yazılmışım sanki, mukadder bir gölge gibi betonların arasında dolaşırım. Cebimde yarım kalmış dualar, dilimde paslı bir şarkı: “Her şey geçer” derler — lâkin geçmeyen biziz. Akşam, karanlığı omzuma atar da yürürüm kaldırımların sükûtunda. Bir neon ışığı titrer gözümde, bir umut zifiriyle kavgalı. Ey hayat, sen hem zehir hem tiryak, hem derman hem hicran. Bir elin şefkat, bir elin yangın. Ben ki kırık pusulaların talihsiz yolcusu, istikamet bilmem; fakat bili

Murat Akdoğan
13 Şub1 dakikada okunur


Asi Dervişin Defteri VI
Elhamdülillahın Marjinal Manifestosu Seri: 6 Postu serdim kapına, Ama diz çökmek için değil. Sırtımdaki günahları Senin yüzüne vurmak için geldim. “Sabret” dediler, Ben sabrı yuttum, Kemiklerini boğazımda hissettim. İnsan kimi vakit Dayana dayana azıyor. Tespih elimde döndü, Dilime küfür dolandı; Affet ya Rab, Bu çağda edeple delinen çok oldu. Secdede alnım değil, Öfkem değdi toprağa. Toprak anladı beni, İnsan anlamadı. Nefsimi astım kapına, İbret olsun diye. Geçenler baktı,

Murat Akdoğan
3 Şub1 dakikada okunur


Karanlığa Diş Geçirenler V
Elhamdülillahın Marjinal Manifestosu Seri: 5 Bize sabrı öğrettiler, Ama nasıl öfkeyle taşınacağını söylemediler. Biz öğrendik. Dizlerimizden kan, Ağzımızdan dua aktı. Her şey elimizden alındı sandılar, Yanıldılar. İnat kaldı. O inat ki Tanrı’ya en yakın küstahlıktır. Kader, zincir derler, Biz kırık halkalarını boynumuza taktık. Hatıra niyetine. Zira boyun eğmek değil, Yük taşımayı seçtik. Neşeyi hafif sananlar oldu, Güldük geçtik. Bilmezler: Neşe bir silahsa Biz tetiği çoktan

Murat Akdoğan
3 Şub1 dakikada okunur


Işığın Ahlâkı III
Elhamdülillahın Marjinal Manifestosu Seri: 3 Zulmet uzun konuşur, İnsanı kendine inandırmak ister; Oysa bir mum bile yeter Yalanını yüzüne vurmak için. Kalbin daraldığında kaçma, Orası imtihanın tam ortasıdır. Her sıkışma bir çağrıdır: “Olduğun yerden daha derine in.” Dünya kırgın bir aynadır, Yüzümüze kusurlarımızı tutar; Ama biz bakmayı öğreniriz, Çünkü çirkinlik de hakikatin suretidir. Düştüm deme, Toprak seni çağırmıştır belki. Her düşüş, Yeniden doğrulmanın duasını taşır

Murat Akdoğan
29 Oca1 dakikada okunur


İnada Yazılmış Dua
Annemin sesi yankılandı: “İnsansın, fazla olma.” Fazla oldum. Taştım. Kaldırıma aktım, Gecenin dizine başımı koydum. Secdeyle küfür arasında ince bir ip geriliydi, Üzerinden geçtim: Ne düşerek kurtuldum Ne vararak erdim. Allah’la aramda mesafe yok artık, Çünkü utanmak menzil bırakmadı. Her adımımda bir ismimi daha yitirdim: Evlatlığımı, adamlığımı, en son da “iyi”liğimi. Ama bak — Hâlâ buradayım. Külün içinden neşe çıkaran inatçı bir piç gibi. Cehennem dediğin yer bir kahkah

Murat Akdoğan
15 Oca1 dakikada okunur


Lanetin Rahmetle Çarpıldığı Gece
Hicap ve Hiddet Risalesi No: 8 Ey felek, ey eğri büğrü cellâdım, Sen mi biçtin benim ömrümü bu yamuk makasla? Her nefesimde bir itiraz, Her adımımda kadim bir yara… Yine de yürürüm—çünkü lanet de benim, bereket de. Gecenin bağrına saplanmış eğri bir hançer gibiyim, Ucu paslı, kabzası yetim, Ama keskinliği hâlâ ilahî bir azap gibi işliyor içime. Ruhum diyorum, ulan ruhum… Bir yanın melâmet ehli, Bir yanın sokak arası küfürbaz meczup. Dilimden dökülen her sövüş, Aslında bir du

Murat Akdoğan
12 Oca1 dakikada okunur


Gölgedâr
Hicap ve Hiddet Risalesi No: 7 Ey gönlümün harap hanesi, Kapında asılı duran her lanet, Benim öz evlâdımmış meğer. Yıllar boyu kaçtım zannettim, Meğer kendi gölgeme sığınmışım —o gölge bile benden usanmış. Ulan kader, sen ne arsız bir meddahsın! Her gecemi başka bir masalın içine dürüyorsun: Birinde piçim, Birinde ârif, Birinde alçak, Birinde ermiş… Ama hepsinde ben, Hep ben, Hep o aynı yaranın sahibi. Ruhum, çakmak taşına sürtülen bir hüzün gibi kıvılcımlı; Bir söverim, gök

Murat Akdoğan
12 Oca1 dakikada okunur


Zifirnâme
Hicap ve Hiddet Risalesi No: 6 Karanlık, anamdan emdiğim ilk süt gibi kadim; Göğsümde asırlık bir lanetin küflü tokadı, Dilimde hem dua hem küfür, ikisi de aynı acıdan doğma. Ey bahtım, yamuk yumuk yazılmış karanlık müsvedde! Ulan seni düzeltmeye çalıştıkça daha beter eğiliyorsun. Neşe diye içtiğim her yudum, hüzne gebeymiş meğer; Her tebessümün ardında bir feryadın lohusalığı gizli. Ruhum, geceyarısında çırılçıplak dolaşan bir âsi, Gölgesi bile benden kaçar olmuş; Bir elimle

Murat Akdoğan
12 Oca1 dakikada okunur


Çöküşün Gizli Dirilişi
Hicap ve Hiddet Risalesi No: 5 Zamanın paslı baltasıyla kıyıya atılmış bir ömrüm var artık. Fecrin dumanı sinmiş üstüme, Ne utanç sökebiliyor beni, ne de hamasi bir teselli. Ben ki, asırlar öncesinden kalma Bir bedduanın serseri torunuyum; Dizimde kevser niyetiyle içilmiş keder, Göğsümde yedi ceddime küfreden bir fırtına. Ey nefsim, yüzü kara çingene! Her adımda bir zıkkım taşırsın eteğinde, Her nefeste başka bir günahı öpersin gizlice. Bari bir kez sus, bir kez dur, Bir kez

Murat Akdoğan
7 Ara 20251 dakikada okunur


Secdenin Küfürlü Yankısı
Hicap ve Hiddet Risalesi No: 4 İçimdeki yamalı kader, yine söktü dikişini, Hançer gibi saplandı gecenin kırık hevesine. Yüreğim, vaktiyle secdeye varmış bir küfürbaz derviş, Âh ederken bile edepsiz, dua ederken bile perişan. Zaman dediğin, çürük bir kement; Bir ucundan ben tutuyorum, öbüründen keder. Söyle, kim bağladı beni bu delice devrana? Hangi meczup yazdı bu eğri büğrü yazıyı alnıma ? Gölgeyle sarmaş dolaş olmuş ruhum, Bir yanım öfke, bir yanım hicap; Bir yanım diyor k

Murat Akdoğan
7 Ara 20251 dakikada okunur


Gölgede Tüten Ah
Hicap ve Hiddet Risalesi No: 3 Ben ki, kendi içimin zulasında saklanan o habis sır, âlemin orta yerinde gölgesini arayan bir serkeşim. Ne zaman yüzümü göğe çevirsem, felek kıs kıs güler bana. Göğsümde ağır bir söz taşırım: firkat, melâl, visâl… Eski harflerin küf kokan ahengi dökülür dudağımdan; ama içimde patlayan her isyan en sonunda tek bir kelâma çıkar: lan. Yürü be gönlüm, dedim kendime, zaten bu cihanın orta yerinde kimse kimseye yâr değil; kiminin kalbi yangın yeri, ki

Murat Akdoğan
5 Ara 20251 dakikada okunur


Nur Mu, Zulmet Mi?
Hicap ve Hiddet Risalesi No: 2 Ben ki, göğsünde sancak taşıyan bir harami değilim, ama kendi kaderimin kıçına tekmeyi basmış serkeş bir kulum. Gölgem önümden kaçarken kendi ayak izime bile söverim bazen— zaman dediğin, bre nursuz herif, zaten hepimizin alnına çakılmış paslı bir çividir. Ey içimin zifirî kuytusu, sana her inişimde başka bir lisân çıkar dilimden: kâh “firkat” derim, kâh “hevesat”, kâh da bıçak gibi bir küfür salarım havaya. Çünkü kelâmım da yaralı, ömrüm de. Ge

Murat Akdoğan
5 Ara 20251 dakikada okunur
bottom of page
