Gölgedâr
- Murat Akdoğan

- 12 Oca
- 1 dakikada okunur

Hicap ve Hiddet Risalesi No: 7
Ey gönlümün harap hanesi,
Kapında asılı duran her lanet,
Benim öz evlâdımmış meğer.
Yıllar boyu kaçtım zannettim,
Meğer kendi gölgeme sığınmışım
—o gölge bile benden usanmış.
Ulan kader, sen ne arsız bir meddahsın!
Her gecemi başka bir masalın içine dürüyorsun:
Birinde piçim,
Birinde ârif,
Birinde alçak,
Birinde ermiş…
Ama hepsinde ben,
Hep ben,
Hep o aynı yaranın sahibi.
Ruhum, çakmak taşına sürtülen bir hüzün gibi kıvılcımlı;
Bir söverim, gök titrer;
Bir susarım, yer yarılır gibi olur.
Çünkü bilirim:
Benim sessizliğim bile küfre benzer,
Küfrüm bile duaya yaklaşır.
Ey vicdanım, eğri büğrü misafirim!
Bir yanımda zülfikâr gibi sallanır,
Bir yanımda bir çocuğun uykusu gibi titrersin.
Bari bir gece de sadık kal,
Bari bir nefes de sahip çık bana…
Çünkü yoruldum kendi içimde debelenmekten.
Ama sonra bir ateş yükselir içimden,
Hani şu kaderin bile dokunmaya çekindiği ateş,
Hani “yıkılsa bile yeniden doğar bu herif” dedirten ateş…
İşte o ateşle doğrulurum yine:
Omzumda bin yıllık bir gölgenin ağırlığı,
Dilimde bin yıllık bir isyanın tadı.
Ve derim ki:
Ben düşerken bile görkemli çökerim,
Çünkü karanlıkta büyümeyi öğrendi ruhum.
Ben lanet yerken bile bereket toplarım,
Çünkü acının da bir rahmeti vardır:
En saklı yerinde hikmeti ortaya çıkarır.





Yorumlar